SENİN OLMADIĞIN YERDE
Salı, Ocak 29, 2008
SENİN OLMADIĞIN YERDE
Adına aşk koyduğun o büyük boşluğa
ben koca bir hayat sığdırdım...
Beni sevmemene isyan edip kaçmak,
sende aradıklarımı hayatla doldurmaya çalışmak,
ruhumun en büyük yanılgısıydı...
Hayat bana en acımasız yüzünü
sevgini inkar ettiğim zamanlarda gösterdi...
Ve şimdi asıl olmam gereken yerde,
hayata başladığım yerde,
kalbindeyim. ..
Vazgeçilmez oluşunun sırrı bu işte:
Senin olmadığın yerde ne olduğunu biliyorum...
CEZMİ ERSÖZ
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
eğğerrrr
Pazar, Aralık 30, 2007
O’nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
O’nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O’ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri O’nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse...
elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O’nun yüzü pembeyse,
kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan O’ysa... her filmin kahramanı O... her roman O’ndan söz ediyor, her çiçek O’nu açıyorsa...
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O’nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız...
mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O’na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümlealem bilsin istiyorsanız...
O’nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse...
ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O’nun yüzü suyu hürmetine...
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...
dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa,
nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız...
kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim...
gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde bugün sizin gününüz!..
"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.
Can DÜNDAR
www.candundar.com.tr adresinden alınmıştır
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
sana kızamam ben..... hiç kızamadım....
Perşembe, Kasım 8, 2007
sana kızamam ben.....
gecikmişliğim senin suçun değil,
biliyorum, benim erkenciliğimden....
beni tarih kitaplarında okuyorsun,
beni bir geçmiş zaman eki yapıp,
en sevdiğin cümlenin sonuna koyuyorsun.....
ben seni dünde ararken,
sen henüz gelmemiş bir yarında bekliyorsun...
sana kızamam ben....
senin gülüşüne sızılandım,
ve seni bildiğim o gün,
ansızın yitirişime hazırlandım...
bana hep hüznümü yaşarken dokunuyorsun...
biliyorum, senin açmamış bir gülün var,
ve yakınlaştıkça,
o gülün özüne kokuyorsun......
sana kızamam ben....
en ölümcül ifadesidir aşkın, ağlamak...
en çetin kavgasıdır yalnızlığa meydan okuyup,
uykusuz bir gece de sabahlamak...
uzaklığına alışamam senin,
asıl zor olan,
içinde bir uzaklık olduğuna alışmak...
yani sevdalandığın yarın da yoksam,
ve seni kaybettiğim bir umudun ortasında bulmuşsam,
sen getir gerisini...
bu nasıl yaşamak.......
sana kızamam ben....
bu bir haksızlık değil,
bu bir katliam..
bu yüreğin en derin sancısı,
dağılıp kaybolması aklın dimağın,
sana söylemek istediğim sözler vardı,
hepsi darmadağın.....
senin adın yasemin...
senin adın sonbahar,
senin adın,
geçmek bilmeyen bir kalp ağrısı..............
gitsen de gelmediğin bir yoldan,
biliyorum,
yok sonrası.....
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Haykırış
Cumartesi, Eylül 29, 2007
| Haykırış |
Aşk aşk diye yollara düştüm Gitme seninle gelemem artık Acısı tarifsiz hallere düştüm Her yolun sonunu bilemem artık Aşkın beni parça parça ayırsın Feryadımı yıldızlara duyursun Ecel gelmiş kapım açık buyursun Fakat sen yokken ölemem artık Topaldır yürümez bahdımın atı Kimi sevsem yüreği kayadan katı Beni bir hiç eden sensiz şu hayatı Sevmek istesemde sevemem artık Aşkın beni parça parça ayırsın Feryadımı yıldızlara duyursun Ecel gelmiş kapım açık buyursun Fakat sen yokken ölemem artık... |
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Anne Ben Geldim!!!!
Çarşamba, Eylül 19, 2007
Anne ben geldim, üstüm başım
Uzak yolların tozlarıyla perişan
Çoktan paralandı ördüğün kazak
Üzerinde yeşil nakışlar olan
Anne ben geldim, yoruldum artık
Her yolağzında kendime rastlamaktan
Hep acılı, sarhoş ve sarsak
Şiirler çırpıştıran bi adam
Kurumuş kuyunun suyu, incirin
sütü çoktan çekilmiş
Bir zamanlar dünya sandığım bahçeyi
Ayrık otları, dikenler bürümüş
Kapıdaki çıngırak kararmış nemden
Atnalı ve sarmısak duruyor ama
Oğlum, mektup yaz diyen
Sesin hala kulaklarımda
Anne ben geldim, ağdaki balık
Bardaktaki su kadar umarsızım
Dizlerin duruyor mu başımı koyacak?
Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın..
A. ERHAN
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Avara
Salı, Eylül 11, 2007
Avara / Murathan Mungan
anımsıyor musun?
bir çetemiz vardı: Vahşi Siyah Atlar
ısmarlama serserilikler yaşardık
kimselere bir şey demeden kaçıp gitmeler gibi
sokaklarda sabahlamak, parklarda yatmak
yabancıları mahalleye sokmamak gibi
Ve bir gün gideceğimiz Amerika vardı
herkesin bir Amerika'sı vardı o zamanlar
herkes gece istasyonlarında
kendi Amerika'sını arardı
kısık ışıklı arkadaş odaları
plağın bir yüzünü kaplayan uzun parçalar eşliğinde
kendi rüyalarımıza dalar, dağılırdık
okyanuslar, gemi yolculukları, kanayan ıslıklar
ve dünyanın bütün limanları
önümüzde sessizce uzardı
BİTERDİ PLAK. DİSK BOŞA DÖNERDİ.
DÜŞLERİMİZ ÇARPIP GERİ DÖNEN SULARDI ŞİMDİ
BÖYLE ZAMANLARDA İLK SÖZÜ SÖYLEMEKTEN
KAÇINIRDI HERKES
SONRA BİRİ USULCA KALKAR, HERKESE ÇAY KOYARDI
ANIMSIYOR MUSUN?
Vahşi, siyah atlardık
kentin ışıklı çöllerinde kendi izini arayan
deri ceketlerimize sığdırdığımız düşlerimiz kadar
aşık ve düşmandık
dünya acıtırdı bizi, herşey kanatır, herşey yaralardı
sevişmek çekip çıkarmazdı bizi derinliğimizden
öfkemizi dindirmezdi hiçbir şey
geceleri uyumayan çocuklardık,
otobüs garlarında uzun maceralar umar
apansız yolculuklara çıkardık
uykulu kentlere girerdik gece yarıları
ıssız ağaçlar olurdu yol kenarlarında
gökyüzünde parlak yıldızlar, her yere aynı uzaklıkta
sarhoş bindiğimiz otobüsün penceresinden
sanki bambaşka bir dünyaya bakardık
sonra saklayarak yüzümüzü birbirimizden
yumruklarımızı sıkar, sessizce ağlardık
ışığı açık kalmış pencereler, kepengi örtülü dükkanlara,
yaz bahçelerinden taşan çiçeklere,
adını bile bilmediğimiz bu kente
neye olduğunu bile bilmediğimiz bir hasretle
uzun uzun bakardık
anımsıyor musun?
ahh o gece yolculukları
bir başka kente, bir başka insan olmanın umutları
kaç yol arkadaşı kaldı şimdi geriye
gençliğin ilk acılarını birlikte keşfettiğimiz
kaç yol arkadaşı?
sürüyerek götürdüğümüz dargın beraberlikleri saymazsak
ne kalıyor elimizde?
ölenler,
terkedenler,
bir de telefonları, adresleri, kendileri değişenler
vahşi siyah atlardık; yılkıya bırakıldık
içimizden kimse gidemedi Amerika'ya
kendi Amerika'sı da olmadı hiçbirimizin
yağmur aldı
rüzgar aldı
zaman aldı
o vahşi siyah atları
herşey o eski rüyada kaldı
çarpıp geri dönen düşlerimizin üstünde
çürümüş cesetleri yüzüyor şimdi vahşi siyah atların
öldükleri sahilleri kendileri de bilmiyorlar
peki, sen anımsıyor musun?
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Sizin kaç yitik canınız VAR???????
Çarşamba, August 22, 2007
Hiç düşündünüz mü
Ne çabuk değişiyor canlarımız?
Herhangi biri canınız oluyor bir anda...
''CANIM'' diyorsunuz birine; yalansız, sıcak ve içten...
Oysa o sizi canı saymıyor ve çekip gidiyor birgün ansızın....
Herşey güzel giderken, bir bakıyorsunuz hepsi yalanmış
Sizi yarı yolda bırakmış, çekip gitmiş ''canım'' dediğiniz...
Sevginizi, ona verdiğiniz değeri hiçe sayıp gitmiş...
Ama yalnız gitmemiş, sizden önemli bir parça da almış yanına.
Ondan olan diğer yarınızı, canınızı...
Her yeni ilişkide bir can daha kazanıyoruz,
Oysa bitenler de bir can alıyor canınızdan
Size kalansa her bitişin ardından;
Bir başlangıç değil asla!
Acı, hüzün ve onların çocuğu olan gözyaşı
Sonusuz bir karanlık, boşluğunda
kaybolduğunuz. ..
Ve tabi size kalan diğer yarınız...
Bir diğer yarısı hiç acımadan kesilip çalınmış sizden.
Ve o kesik hiç iyileşmeyecek aslında...
Ama siz, kendinizi kandırmayı yeğlıiyorsunuz
Her şeyi itiraf etmektense kendinize...
Çünkü böylesi çok daha kolay...
Gerçeklerden kaçıyorsunuz
Herşeyin tekrar eskisi gibi olacağını söyleyip
Avutuyorsunuz ruhunuzu...
Sizde farkındasınız oysa,
Bir daha geri gelmeyeceğinin giden canlarınızın...
Ama bu gerçek ürkütüyor sizi
Karanlıkta kaybolan sessiz bir çığlık gibi
Kayboluyorsunuz sizde; yitik canlarınızı düşündükçe...
Biliyorum
Diyeceksiniz ki, bu ne karamsarlık.. .
Ama hayat bu kadar karamsarken,
Aydınlık: yüzünü göstyerip, yerini hemen
karanlığa bırakırken, canlarımız yiterken,
Ben nasıl umut dolu şiir yazabilirimki?
Belki çok klişe bir söz olcak ama;
Hayatın gerçekleri bunlar...
Sizde elinizde olmadan, hiç farkına bile varmadan
Yeni canlar edinecek,
Ve canınızdan olacaksınız.
Yine ve yine yarım kalacak, yine eksileceksiniz.
Kendinizi eksilten siz olacaksınız.
Çünkü buna izin veren sizsiniz...
''HOŞGELDİN'' diyen siz...
Hiçliğe sürüklenişinizi izleyeceksiniz bir köşeden
Soluğunuzu tutup sessizce...
Birine ''canım'' demeden önce iyi düşünün...
O, canınız olmayı hakediyormu gerçekten?
Ve siz,
Bir kesiğe, bir parçanızın daha kopup gitmesine,
Bir candan daha olmaya hazırmısınız?
Hadi, durmayın, gidin yeni bir can bulun kendinize,
Yeniden yarım kalın...
Söylesenize, ne çabuk değişiyor CAN'larınız?
Sahi, sizin kaç YİTİK CAN'ınız var?
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
ÖNCELİKLERRRRR!!!!!!!!!
Perşembe, Temmuz 5, 2007
*Üniversite yillarimiz.. . Biz iki erkek
arkadasiz.
O nlar da iki kiz.
Öyle tanistik SBF'nin kantininde..
.
Birlikte çikiyoruz...
O yillarda çikma ne demek... Sinemaya falan
birlikte gidiyoruz öglenden
sonralari.
Aksam üzerleri de o zamanlarda çok
ünlü Filiz Pastanesinde bulusup çay
falan içiyoruz.
Gözlerden gözlere,
zaman zaman birlesen ellerde bir flört var, hepsi
o...
Çok sevdigim bir
siir vardi, aklimda kaldigi kadariyla,
söyleydi sanki, o yillardaki
asklarimizi anlatan...
Bir sey var aramizda.
Senin gözlerinde
belli,
Benim yanan yüzümden.
Susuyoruz, arada bir,
Gülüserek basliyoruz
söze.
Ne kadar gizlesek nafile,
Bir sey var aramizda,
Senin
gözlerinde isildiyor,
Benim dilimin ucunda...
Söyleyemiyoruz
"Seni
Seviyorum" diye...
Ama öyle seyler yapiyoruz ki, her sey ayan
beyan...
Ne mi yapiyoruz mesela... Biz üçümüz, Mülkiyeliyiz.
"Aramizda
bir seyler olan" O r ta Dogulu...
Birgün ögleye dogru, üç Mülkiyeli,
Kizilay'da rastlastik.. .
Sinemaya gitmek üzere sözlesiyoruz. Uzaktan bizim O
r ta Dogulu çikti
meydana.
Hayrola" dedi.
Ögleden sonra sinemaya
gidiyoruz, haydi sen de gel" dedim.
"Çok mu istiyorsun" dedi. "Evet"
dedim.
"Biletleri alin beni bekleyin. Senin için gelirim" dedi, kostu
gitti.
Sinema ikide...
Ikiye çeyrek kala bulustuk. Üç Mülkiyeli. O r ta
Dogulu görünürde yok...
Bizim kiz "Hadi girelim" dedi. " O laf olsun
diye'Gelirim' dedi. Gelemez.
Ögleden sonra final sinavi var. Nasil gelir
ki!..."
Biletlerin ikisin
onlara uzattim... "Gelecek" dedim. "Siz girin,
ben beklerim".
Saat iki buçugu geçiyordu, sinemanan önünde bir taksi
durdu.
Içinde nefes nefese O r ta Dogulu indi...
"Kusura bakma geç kaldim"
dedi...
"Ögleden sonra final sinavim vardi. Bu sinava raporsuz girmezsek
dönem
hakkim yanar.
Bu yüzden girdim. Kagidin altina hemen bombos
imzalayip verdim.
Firladim, taksiye kosarken ayagim burkuldu, topugum
kirildi.
Yurda gidip ayakkabimi degistirmek zorunda kaldim. Bu yüzden
geciktim."
Sonra kulagima egildi.
"Ama ne kadar geç kalirsam kalayim,
kapida beni bekleyecegini
biliyordum"
dedi.
"Ben de gelecegini
biliyordum" dedim, elini elimin içinde sikarken...
Sevginin en yüce
yanidir, inanmak... Ama ben baska sey
anlatmak
istiyorum,
bugün...
Insanlari ne kadar seviyoruz.
O nlara
ne kadar deger veriyoruz. Bunun bir tek sasmaz ölçegi var.
Günlük
hayatimizdaki önceliklerdeki yeri?
"Hadi sende gel" dedigimde
"Sinavim
var, gelemem" diyebilirdi O r ta Dogulu...
Kimse de bir sey diyemezdi. Öyle
demedi... Senin için her seyi yaparim"
dedi...
Benimle herhangi bir gün,
herhangi bir saatte gidebilecegi o sinemaya, sirf ben o gün
istiyorum
diye,
o gün gidebilmek için, sinavdan "Sifir" almaya razi
oldu.
Simdi bir de herkesin günlük yasantisinda her zaman rastlanan baska
örneklere bakin...
-"Sevgilim, sana tapiyorum. Bugün bulusmayi çok
isterdim ama, randevu
almistim.",
-"Alo, darling. Bu gece seninle
bulusacaktik ya. Bir kiz arkadasim boy
frendi ile
bozusmus. O nu teselli
etmem gerek. Beni affet!",
-"Hayatim sen bir tanesin. Ama yarin
bulusamayiz. Galatasaray' in maçi
var."
Listeyi sabaha kadar
uzatabilirsiniz. Simdi bir düsünün.
Hem size ileri sürülen özürlere. Hem
sizin ileri sürdüklerinize.
Kimi, neleri tercih ediyorsunuz, kimlere... Ve
siz nelere tercih
ediliyorsunuz?
Eger, sizin için arkadaş?ndan, maçtan,
sizi davet eden yada size gelen
herhangi bir arkadastan sonra geliyorsa,
sakin ola, onu sevdiginizi
falan
düsünmeye
kalkmayin.
Insanlar bazen
kendilerini de kandirir, sevdiklerine.
Ya da süpheye düserler,
-" O na
karsi duygularim, çok karisik... Seviyor muyum acaba" diye...
Sevginin ve
degerin en yanilmaz ölçegi, tercihtir, önceliktir.
-"Hadi sinemaya
gidelim" dediginizde,
arkadasiniz
-"Tabii, harika" demeden önce "Ne film
oynuyor"
diyorsa, hele hele ardindan
"Ben o filmi sevmem" deyip, bulusma
teklifinizi reddediyorsa mesela,
bilin ki asil sevdigi sinemadir.
Siz
degilsiniz. Siz ancak onun ilgisini çekecek bir film ve bos bir
zamaninin
bulabilirseniz,
onunla bulusabilirsiniz.
Bunun da adi sevgi olamaz
tabii...
Sevgide önemli olan bir arada olmaktir. Sinema bahanedir
sadece.
Düsünün bakalim, sevdiginizi sandiginiz insanin,
hayatinizdaki
öncelik sirasi neydi? En tepede mi? O zaman gerçekten
seviyorsunuz
demektir.
Ya da söyle...
Hayatindaki en büyük önceligi daima size
veriyorsa,
hiç süpheniz olmasin, en çok sizi seviyor.
O nun için en
degerli varlik sizsiniz. Hem kendi karmasik duygularinizi
çözmenin,
hem
de onun duygularini kesinlikle belirlemenin en sasmaz
yoludur,
öncelik
testi...
Çünkü en çok sevilen, en önce
gelir.
"Benim her seyimsin"
kolay laftir, herkes söyleyebilir.
Eger sizi bir seye tercih ediyorsa ancak o zaman her seyiniz
demektir
gerçekten.
Birisiyle ilgili duygularinizdan ya da onun
duygularindan süpheniz
varsa,
derhal bu "Öncelik" testini yapin, her günkü
yasantinizdan örnekleri
hatirlayarak.
Sasmaz gerçek hemen ortaya
çikacaktir.
Sevgi bir bakima önceliktir çünkü!
Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
İki Kadın
Salı, Hazirane 26, 2007
Dünyada iki kadın var
Her zaman karşıma çıkan
Biri sevdiğim kadın
Ötekisi beni seven.
Birisi karanlık gecelerimin
Düşlerinde bile can evimdedir
Öbürü kalbimin önünde bekler
Bekler durur ama açılmaz kapı.
Birinin sadece soluğu yeter
Beni mutluluğa ulaştırmaya
Öteki ömrünü bağışlar bana
Kalkıp geri vermem bir saatimi.
Birisi kanımın sıcaklığında
Aşkın öz türküleriyle yaşar
Öbürü can sıkıcı günlerim içinde
Umutsuz koşar.
Her erkek bu ikili yaşamı tadar
Sevilenle seven arasında
Ama bir kez tek kişi olur o iki insan
Yalnız bir kez her yüzyılda...
Tove Ditlevsen
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
BİR NEFES BİR DÜŞ GİBİ
Cumartesi, Hazirane 23, 2007
Bazı duygular vardır anlatılamaz, anlaşılır sadece.
Sevenin sevdiğini bilmesi kadar, sevilen de anlar sevildiğini.
Sevgi her zaman belirli kelimelerle söylenmez.
Çoğu defa bir bakış yeter de artar bile...
Yeryüzünde hiçbir kuvvet insanoğlunu
sevme hakkından alıkoyamaz.
Sevmek çoğu zaman var olmaktır.
Sonunda bizi yok olmaya götürse bile.
Ben şimdi varım ve seni sevmek hakkımı kullanıyorum.
Sen bile buna karşı koyamazsın.
Sana gelinceye kadar sonu gelmez bir arayıştı sevgilerim.
Bir zaman başkalarında aradım seni,
başka yüzlerde, başka ellerde aradım.
Aldandım, fakat birgün seni bulmak ümidini kaybetmedim.
Nasıl olsa gelecektin birgün.
Ve işte geldin de!
Bana tatmadığım hüzünleri tattırmaya,
bilmediğim kederleri öğretmeye geldin.
Acıdan yana ne kalmışsa yaşamadığım
hepsini bir bir sen yaşatacaksın bana.
Birgün yaşamanın gereksizliğini de senden öğreneceğim.
Bu selin akışını hiçbirşey duduramaz artık.
Ummadığım ve ummadığın bir anda çıktın karşıma.
Coşkun ırmaklar gibi, amansız seller gibi geldin,
mutlaka yıkarak ve benden birçok şeyleri
beraberinde sürükleyerek gideceksin.
İşte o zaman yoklukların
en dayanılmazı ile karşı karşıya kalacağım.
Ergeç gideceksin; beni anlayamadan,
beni sevemeden gideceksin.
Yalnız bir iç kırıklığı kalacak senden,
tesellisiz bir hüzün kalacak.
Yıllardır aradığım sendin
ama sen gittikten sonra başkasını aramayacağım.
Gelmeyecek bile olsan, ömrümün sonuna kadar arardım seni
Ama geldin bir kere; ister bilerek gelmiş ol, ister bilmeden...
Geldin ya!
Şimdi herşey güzel seninle.
Yürümenin, konuşmanın,
nefes almanın bir başka anlamı var artık.
Sen varsın ya, herşey bambaşka gözlerimde...
Ümit Yaşar OĞUZCAN
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı